İlişkilerde Çatışmadan Kaçınmak Neye Hizmet Eder?
Yakın ilişkilerde çatışmadan kaçınmak çoğu zaman ilişkiyi korumanın bir yolu gibi görünebilir. Tartışmamak, konuyu büyütmemek, rahatsız olduğumuz bir şeyi söylememek, “boşver, değmez” diyerek geçiştirmek kısa vadede huzur sağlıyor gibi hissettirebilir. Ancak bir ilişkide hiç çatışma yaşanmaması her zaman olumlu bir işaret olmayabilir.
İlişkiler, yapısı gereği çatışma üretir. İki insanın her konuda tamamen uyumlu ve hemfikir olmasını beklemek gerçekçi değildir. Özellikle romantik ilişkiler veya anlamlı arkadaşlık ilişkileri duygusal hassasiyetlerimize yakından temas ettiği için çatışmalara daha yatkın dinamiklere sahiptir.
Böyle durumlarda taraflardan biri için çatışma ihtimalinin kendisi, çatışılan konudan daha yüklü anlamlar taşıyabilir. İlişkide ihtiyaçlarını ifade etmek, itiraz etmek, hayır demek ilişkiye zarar verme riskini çağrıştırabilir. Kişi; kendini ifade ettiğinde reddedileceğinden, duygularının önemsenmeyeceğinden, hayal kırıklığına uğrayacağından endişe edebilir. Ek olarak, tartışmalar zorluklarla yüzleşmekle de ilişkilidir. Çatışmalar, pürüzleri de yüzeye çıkarır ve bunlarla başa çıkabilmek, düzenleyebilmek ve sürdürebilmek çaba ister.
Özellikle geçmiş ilişkilerinde eleştiri, reddedilme ya da terk edilme yaşamış kişiler için fikir ayrılıkları güvenli bir iletişim alanından çok, ilişkinin tehlikeye girdiği bir an gibi deneyimlenebilir. Güvenli ve sağlıklı iletişim mümkün bir alternatif gibi gelmediğinde, çatışma onarımı değil yıkımı çağrıştırır.
Bu durumda kişi susmayı, geri çekilmeyi, karşı tarafın istediğini yapmayı veya kendi ihtiyacını göz ardı etmeyi tercih edebilir.
Çatışmadan kaçınmanın çoğu zaman bir işlevi vardır. İhtiyacımızı dile getirmediğimizde karşı tarafın bizi reddetme ihtimaliyle karşılaşmayız. Konuşmayı ertelemek veya konuyu kapatmak, o an yaşanan gerginliği düşürür. Kaçınma hali belirsiz ve rahatsız edici bir durum üzerinde kontrol sahibi olduğumuz hissini yaratabilir. Dolayısıyla çatışmadan kaçınmak çoğu zaman kısa vadede işe yarar. Sorun, bunun ilişkinin temel iletişim biçimine dönüşmesiyle başlar.
Bir ilişkide sürekli olarak konuşulmayan ihtiyaçlar zamanla ortadan kaybolmaz. Çoğu zaman başka şekillerde ortaya çıkar. Küçük kırgınlıklar birikir. Söylenmeyenler çoğalır. Kişi kendisini anlaşılmamış veya görülmemiş hissetmeye başlayabilir. Bazen açıkça ifade edilmeyen öfke pasif-agresif davranışlara dönüşebilir. Zaman zaman duygu patlamaları ortaya çıkar ve kişi bir anda beklenenden çok daha yoğun tepki verir. Bazen de ilişkiden duygusal olarak uzaklaşmaya başlar. Kişi karşı tarafın kendisini yeterince tanımadığını veya anlamadığını hissetmeye başlayabilir. Bu nedenle çatışmanın yokluğu her zaman ilişkinin iyi gittiği anlamına gelmez. Bazen çatışma yoktur çünkü taraflardan biri ihtiyaçlarını söylemekten vazgeçmiştir.
İlişkilerde farklılıkların ortaya çıkması ilişkinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Asıl önemli olan, farklılıkların nasıl ele alındığıdır. Sağlıklı bir çatışmada amaç karşı tarafı yenmek, haklı çıkmak veya cezalandırmak değildir. İki kişinin de kendi deneyimini ifade edebilmesi ve birbirinin deneyimine alan açabilmesidir. Böyle bir yaklaşım çatışmaları bir tehditten çok bir iletişim alanına dönüştürebilir.
Bu, her konuşmanın sakin ve kusursuz geçeceği anlamına gelmez. Önemli olan öfkenin veya hayal kırıklığının hiç ortaya çıkmaması değil; bu duygular ortaya çıktığında ilişkinin içinde kalabilmek, sınırları koruyabilmek ve yeniden iletişim kurabilmektir.
Kişinin kendi düşüncelerini, duygularını ve ihtiyaçlarını ilişkide var edebilmesi; karşı tarafın farklı bir deneyime sahip olmasına da alan açabilmesi, daha güvenli bir ilişki kurmanın önemli parçalarındandır.




Yorumlar